KISACA
Bir işi, görevi, aktiviteyi ya da eylemi gerçekleştirmek ''yapmak, icra etmek, gerçekleştirmek'' anlamında kullanılır.
Bu yazıda neler var? (50 başlık)
- do homework – ödev yapmak
- do the dishes – bulaşıkları yıkamak
- do the laundry – çamaşır yıkamak
- do business – iş yapmak
- do research – araştırma yapmak
- do a favor – iyilik yapmak
- do your best – elinden gelenin en iyisini yapmak
- do exercise – egzersiz yapmak
- do your hair – saçını yapmak
- do makeup – makyaj yapmak
- do housework – ev işi yapmak
- do a job – iş yapmak
- do a presentation – sunum yapmak
- do the shopping – alışveriş yapmak
- do damage – zarar vermek
- do the cleaning – temizlik yapmak
- do your nails – tırnaklarını yapmak
- do your duty – görevini yapmak
- do good – iyilik yapmak, iyi gelmek
- do harm – zarar vermek
- do time – hapis yatmak
- do the ironing – ütü yapmak
- do a course – kursa gitmek
- do yoga – yoga yapmak
- do a puzzle – yapboz yapmak
- do your chores – günlük ev işlerini yapmak
- do the vacuuming – elektrikli süpürgeyle süpürmek
- do the cooking – yemek yapmak
- do well – iyi gitmek, iyi yapmak
- do badly – kötü yapmak
- do a test – test yapmak
- do your part – üzerine düşeni yapmak
- do a project – proje yapmak
- do paperwork – evrak işleri yapmak
- do experiments – deney yapmak
- do magic – sihir yapmak
- do a drawing – çizim yapmak
- do the gardening – bahçeyle ilgilenmek
- do a dance – dans etmek
- do stretching – esneme hareketi yapmak
- do your taxes – vergi işlerini yapmak
- do a workout – antrenman yapmak
- do an interview – röportaj yapmak
- do charity work – yardım işi yapmak
- do a painting – resim/tablo yapmak
- do a task – görev yapmak
- do something – bir şey yapmak
- do nothing – hiçbir şey yapmamak
- do everything – her şeyi yapmak
- do anything – herhangi bir şey yapmak
do homework – ödev yapmak
I have to do my homework. (Ödevimi yapmalıyım.)
do the dishes – bulaşıkları yıkamak
He does the dishes every night. (Her gece bulaşıkları yıkar.)
do the laundry – çamaşır yıkamak
I’ll do the laundry later. (Çamaşırları sonra yıkayacağım.)
do business – iş yapmak
They do business with foreign clients. (Yabancı müşterilerle iş yapıyorlar.)
do research – araştırma yapmak
She is doing research on cancer. (Kanser üzerine araştırma yapıyor.)
do a favor – iyilik yapmak
Can you do me a favor? (Bana bir iyilik yapar mısın?)
do your best – elinden gelenin en iyisini yapmak
Just do your best. (Sadece elinden gelenin en iyisini yap.)
do exercise – egzersiz yapmak
He does exercise every morning. (Her sabah egzersiz yapar.)
do your hair – saçını yapmak
She did her hair beautifully. (Saçını çok güzel yaptı.)
do makeup – makyaj yapmak
I don’t have time to do my makeup. (Makyaj yapacak vaktim yok.)
do housework – ev işi yapmak
I hate doing housework. (Ev işi yapmaktan nefret ederim.)
do a job – iş yapmak
He did a great job. (Harika bir iş çıkardı.)
do a presentation – sunum yapmak
I did a presentation today. (Bugün bir sunum yaptım.)
do the shopping – alışveriş yapmak
I need to do the shopping this evening. (Bu akşam alışveriş yapmam gerekiyor.)
do damage – zarar vermek
The flood did a lot of damage. (Sel büyük zarar verdi.)
do the cleaning – temizlik yapmak
Let’s do the cleaning together. (Temizliği birlikte yapalım.)
do your nails – tırnaklarını yapmak
She’s doing her nails right now. (Şu an tırnaklarını yapıyor.)
do your duty – görevini yapmak
You must do your duty. (Görevini yapmalısın.)
do good – iyilik yapmak, iyi gelmek
This medicine will do you good. (Bu ilaç sana iyi gelecek.)
do harm – zarar vermek
Junk food does harm to your body. (Abur cubur vücuda zarar verir.)
do time – hapis yatmak
He did time for robbery. (Soygundan hapis yattı.)
do the ironing – ütü yapmak
I have to do the ironing. (Ütü yapmam gerek.)
do a course – kursa gitmek
I’m doing a Spanish course. (İspanyolca kursuna gidiyorum.)
do yoga – yoga yapmak
She does yoga in the mornings. (Sabahları yoga yapar.)
do a puzzle – yapboz yapmak
Let’s do a puzzle together. (Birlikte yapboz yapalım.)
do your chores – günlük ev işlerini yapmak
Kids should do their chores. (Çocuklar ev işlerini yapmalı.)
do the vacuuming – elektrikli süpürgeyle süpürmek
I forgot to do the vacuuming. (Süpürmeyi unuttum.)
do the cooking – yemek yapmak
I’ll do the cooking tonight. (Bu akşam yemeği ben yapacağım.)
do well – iyi gitmek, iyi yapmak
She did well in the interview. (Mülakatta iyi iş çıkardı.)
do badly – kötü yapmak
I did badly on the test. (Testte kötü yaptım.)
do a test – test yapmak
We did a test in class. (Derste test yaptık.)
do your part – üzerine düşeni yapmak
Please do your part. (Lütfen üzerine düşeni yap.)
do a project – proje yapmak
They’re doing a science project. (Bir fen projesi yapıyorlar.)
do paperwork – evrak işleri yapmak
I need to do some paperwork. (Biraz evrak işi yapmalıyım.)
do experiments – deney yapmak
The students did several experiments. (Öğrenciler birkaç deney yaptı.)
do magic – sihir yapmak
Can you do magic tricks? (Sihir numaraları yapabilir misin?)
do a drawing – çizim yapmak
She did a drawing of a cat. (Bir kedi çizimi yaptı.)
do the gardening – bahçeyle ilgilenmek
My dad loves to do the gardening. (Babam bahçeyle uğraşmayı sever.)
do a dance – dans etmek
They did a beautiful dance. (Güzel bir dans yaptılar.)
do stretching – esneme hareketi yapmak
I do stretching before workouts. (Antrenmandan önce esneme yaparım.)
do your taxes – vergi işlerini yapmak
I haven’t done my taxes yet. (Henüz vergi işlerini yapmadım.)
do a workout – antrenman yapmak
He does a workout every day. (Her gün antrenman yapar.)
do an interview – röportaj yapmak
She did an interview with a famous actor. (Ünlü bir aktörle röportaj yaptı.)
do charity work – yardım işi yapmak
They do charity work in Africa. (Afrika’da yardım işleri yapıyorlar.)
do a painting – resim/tablo yapmak
I did a painting of the sea. (Deniz resmi yaptım.)
do a task – görev yapmak
He did the task successfully. (Görevi başarıyla yaptı.)
do something – bir şey yapmak
I want to do something fun. (Eğlenceli bir şey yapmak istiyorum.)
do nothing – hiçbir şey yapmamak
I just want to do nothing today. (Bugün hiçbir şey yapmak istemiyorum.)
do everything – her şeyi yapmak
She always does everything herself. (Her şeyi hep kendi yapar.)
do anything – herhangi bir şey yapmak
I’ll do anything for you. (Senin için her şeyi yaparım.)
“Small steps every day lead to big changes.”
Her gün atılan küçük adımlar, büyük değişimler getirir.
Aleyna Hoca ve Speaxon ekibi
Konuşarak öğrenme yöntemiyle A1'den B2'ye İngilizce eğitimi veriyoruz.
Okuduklarınızı konuşarak pekiştirin.
15 dakikalık ücretsiz seviye tespitiyle size uygun programı birlikte seçelim.



