KISACA
Bir şeyi yapmaya devam etmek veya bir durumun sürmesini sağlamak. Özellikle devamlılık, sahiplik, koruma ve kontrol anlamlarında oldukça yaygın kullanılır.
Bu yazıda neler var? (49 başlık)
- keep going – devam etmek
- keep in touch – iletişimde kalmak
- keep calm – sakin kalmak
- keep quiet – sessiz kalmak
- keep trying – denemeye devam etmek
- keep moving – hareket etmeye devam etmek
- keep smiling – gülümsemeye devam et
- keep a secret – sır tutmak
- keep safe – güvende kalmak
- keep warm – sıcak kalmak
- keep busy – meşgul kalmak
- keep away – uzak durmak
- keep out – dışarıda kalmak
- keep on doing – yapmaya devam etmek
- keep back – geri durmak
- keep up – ayak uydurmak
- keep down – bastırmak, azaltmak
- keep to yourself – kendine saklamak
- keep track of – takip etmek
- keep an eye on – göz kulak olmak
- keep someone waiting – birini bekletmek
- keep promises – sözünü tutmak
- keep a diary – günlük tutmak
- keep in mind – aklında tutmak
- keep doing something – bir şeyi yapmaya devam etmek
- keep someone company – birine eşlik etmek
- keep up the good work – iyi işe devam etmek
- keep fit – formda kalmak
- keep in line – disiplinli tutmak
- keep under control – kontrol altında tutmak
- keep a low profile – dikkat çekmemek
- keep someone posted – birini bilgilendirmeye devam etmek
- keep up appearances – dışarıya iyi görünmek
- keep a close watch – sıkı gözlem yapmak
- keep a distance – mesafe koymak
- keep a record – kayıt tutmak
- keep pace with – hızına yetişmek
- keep someone from doing – birinin bir şey yapmasını engellemek
- keep notes – not tutmak
- keep someone in the loop – birini süreçten haberdar etmek
- keep still – hareketsiz kalmak
- keep your eyes open – dikkatli olmak
- keep it up – böyle devam et
- keep cool – serinkanlı kalmak
- keep secrets – sır saklamak
- keep up with the news – haberleri takip etmek
- keep late hours – geç saatlere kadar ayakta kalmak
- keep your head up – başını dik tutmak
- “One word a day keeps fear away.”
keep going – devam etmek
Keep going until you reach the station.
(İstasyona ulaşana kadar devam et.)
keep in touch – iletişimde kalmak
Let’s keep in touch after the project ends.
(Proje bittikten sonra iletişimde kalalım.)
keep calm – sakin kalmak
Try to keep calm during stressful situations.
(Stresli durumlarda sakin kalmaya çalış.)
keep quiet – sessiz kalmak
Please keep quiet during the movie.
(Film boyunca lütfen sessiz olun.)
keep trying – denemeye devam etmek
Even if you fail, keep trying.
(Başarısız olsan bile denemeye devam et.)
keep moving – hareket etmeye devam etmek
We must keep moving to reach before sunset.
(Gün batmadan önce ulaşmak için hareket etmeye devam etmeliyiz.)
keep smiling – gülümsemeye devam et
No matter what happens, keep smiling.
(Ne olursa olsun, gülümsemeye devam et.)
keep a secret – sır tutmak
Can you keep a secret?
(Sır tutabilir misin?)
keep safe – güvende kalmak
Keep safe during the storm.
(Fırtına sırasında güvende kal.)
keep warm – sıcak kalmak
Wear a jacket to keep warm.
(Sıcak kalmak için ceket giy.)
keep busy – meşgul kalmak
I try to keep busy so I don’t think about it.
(Düşünmemek için meşgul kalmaya çalışıyorum.)
keep away – uzak durmak
Keep away from the edge of the cliff.
(Uçurum kenarından uzak dur.)
keep out – dışarıda kalmak
Keep out of the construction site.
(İnşaat alanından uzak dur.)
keep on doing – yapmaya devam etmek
Keep on practicing every day.
(Her gün pratik yapmaya devam et.)
keep back – geri durmak
The police asked the crowd to keep back.
(Polis kalabalıktan geri durmalarını istedi.)
keep up – ayak uydurmak
Try to keep up with the group.
(Grupla aynı tempoda gitmeye çalış.)
keep down – bastırmak, azaltmak
Try to keep your voice down in the library.
(Kütüphanede sesini alçak tutmaya çalış.)
keep to yourself – kendine saklamak
He keeps his feelings to himself.
(Duygularını kendine saklar.)
keep track of – takip etmek
I keep track of my expenses in a notebook.
(Masraflarımı bir defterde takip ederim.)
keep an eye on – göz kulak olmak
Can you keep an eye on my bag?
(Çantama göz kulak olabilir misin?)
keep someone waiting – birini bekletmek
Sorry to keep you waiting.
(Beklettiğim için üzgünüm.)
keep promises – sözünü tutmak
He always keeps his promises.
(O her zaman sözünü tutar.)
keep a diary – günlük tutmak
She keeps a diary of her travels.
(Seyahatleriyle ilgili günlük tutar.)
keep in mind – aklında tutmak
Keep in mind that she’s allergic to nuts.
(Fındıklara alerjisi olduğunu aklında tut.)
keep doing something – bir şeyi yapmaya devam etmek
They keep calling me at night.
(Beni gece boyunca aramaya devam ediyorlar.)
keep someone company – birine eşlik etmek
I’ll keep you company while you wait.
(Beklerken sana eşlik ederim.)
keep up the good work – iyi işe devam etmek
You’re doing great! Keep up the good work!
(Harika gidiyorsun! Bu şekilde devam et!)
keep fit – formda kalmak
She runs every day to keep fit.
(Formda kalmak için her gün koşar.)
keep in line – disiplinli tutmak
The teacher tried to keep the students in line.
(Öğretmen öğrencileri disiplinli tutmaya çalıştı.)
keep under control – kontrol altında tutmak
Try to keep your emotions under control.
(Duygularını kontrol altında tutmaya çalış.)
keep a low profile – dikkat çekmemek
After the scandal, he tried to keep a low profile.
(Skandaldan sonra dikkat çekmemeye çalıştı.)
keep someone posted – birini bilgilendirmeye devam etmek
Keep me posted about any changes.
(Herhangi bir değişiklik olursa beni bilgilendir.)
keep up appearances – dışarıya iyi görünmek
They are broke but still try to keep up appearances.
(Parasızlar ama yine de dışarıya iyi görünmeye çalışıyorlar.)
keep a close watch – sıkı gözlem yapmak
Doctors are keeping a close watch on the patient.
(Doktorlar hastayı sıkı gözlem altında tutuyor.)
keep a distance – mesafe koymak
Try to keep a distance in crowded places.
(Kalabalık yerlerde mesafe koymaya çalış.)
keep a record – kayıt tutmak
They keep a record of all phone calls.
(Tüm telefon aramalarının kaydını tutarlar.)
keep pace with – hızına yetişmek
It’s hard to keep pace with technology.
(Teknolojiyle aynı hızda gitmek zor.)
keep someone from doing – birinin bir şey yapmasını engellemek
Nothing can keep me from loving you.
(Hiçbir şey seni sevmemi engelleyemez.)
keep notes – not tutmak
Keep notes during the lecture.
(Ders sırasında not tut.)
keep someone in the loop – birini süreçten haberdar etmek
Please keep me in the loop about this decision.
(Bu kararla ilgili beni bilgilendirmeye devam et.)
keep still – hareketsiz kalmak
Keep still while I take the photo.
(Fotoğraf çekerken hareketsiz kal.)
keep your eyes open – dikkatli olmak
Keep your eyes open for any danger.
(Herhangi bir tehlikeye karşı gözünü açık tut.)
keep it up – böyle devam et
You’re improving fast – keep it up!
(Hızla gelişiyorsun – böyle devam et!)
keep a promise – verdiği sözü tutmak
Always keep your promises.
(Her zaman verdiğin sözü tut.)
keep cool – serinkanlı kalmak
Try to keep cool even when angry.
(Kızgın olsan bile serinkanlı olmaya çalış.)
keep secrets – sır saklamak
She can’t keep secrets.
(O sır saklayamaz.)
keep up with the news – haberleri takip etmek
I try to keep up with the news daily.
(Günlük olarak haberleri takip etmeye çalışırım.)
keep in shape – fit kalmak
Swimming helps me keep in shape.
(Yüzmek formda kalmama yardımcı olur.)
keep late hours – geç saatlere kadar ayakta kalmak
He keeps late hours because of his job.
(İşi nedeniyle geç saatlere kadar ayakta kalır.)
keep your head up – başını dik tutmak
Things will get better. Keep your head up.
(Her şey düzelecek. Başını dik tut.)
“One word a day keeps fear away.”
Günde bir kelime, korkuyu uzak tutar.
Aleyna Hoca ve Speaxon ekibi
Konuşarak öğrenme yöntemiyle A1'den B2'ye İngilizce eğitimi veriyoruz.
Okuduklarınızı konuşarak pekiştirin.
15 dakikalık ücretsiz seviye tespitiyle size uygun programı birlikte seçelim.



