KISACA
Bir şeyi oluşturmak, üretmek, yapmak anlamına gelir. Somut (bir yemek yapmak) ya da soyut (bir karar vermek) şeyler için kullanılır.
Bu yazıda neler var? (50 başlık)
- make a decision – karar vermek
- make a mistake – hata yapmak
- make a plan – plan yapmak
- make a choice – seçim yapmak
- make an effort – çaba göstermek
- make money – para kazanmak
- make progress – ilerleme kaydetmek
- make a promise – söz vermek
- make a phone call – telefon etmek
- make a difference – fark yaratmak
- make a suggestion – öneride bulunmak
- make an appointment – randevu almak
- make friends – arkadaş edinmek
- make a complaint – şikâyette bulunmak
- make a deal – anlaşma yapmak
- make a noise – gürültü yapmak
- make a mess – ortalığı dağıtmak
- make a speech – konuşma yapmak
- make an excuse – bahane uydurmak
- make time – zaman ayırmak
- make an impression – izlenim bırakmak
- make a wish – dilek tutmak
- make love – sevişmek
- make war – savaş başlatmak
- make peace – barış yapmak
- make a fortune – servet kazanmak
- make a face – yüzünü ekşitmek
- make a list – liste yapmak
- make an error – hata yapmak
- make a reservation – rezervasyon yapmak
- make a request – talepte bulunmak
- make a living – geçimini sağlamak
- make a comment – yorum yapmak
- make trouble – sorun çıkarmak
- make tea/coffee – çay/kahve yapmak
- make a move – hamle yapmak
- make a report – rapor hazırlamak
- make a confession – itirafta bulunmak
- make a joke – şaka yapmak
- make a discovery – keşif yapmak
- make a prediction – tahminde bulunmak
- make a habit – alışkanlık haline getirmek
- make a proposal – teklif sunmak
- make a reservation – rezervasyon yaptırmak
- make an announcement – duyuru yapmak
- make an attempt – girişimde bulunmak
- make an arrangement – ayarlama yapmak
- make a complaint – şikâyet etmek
- make a change – değişiklik yapmak
- make a difference – değişim yaratmak
make a decision – karar vermek
She made a decision to study abroad.
Yurtdışında eğitim almaya karar verdi.
make a mistake – hata yapmak
I made a terrible mistake in the report.
Raporda korkunç bir hata yaptım.
make a plan – plan yapmak
Let’s make a plan for the weekend.
Hafta sonu için bir plan yapalım.
make a choice – seçim yapmak
You must make a choice between the two options.
İki seçenek arasında bir seçim yapmalısın.
make an effort – çaba göstermek
He made a great effort to pass the exam.
Sınavı geçmek için büyük çaba gösterdi.
make money – para kazanmak
She makes money by designing websites.
Web sitesi tasarlayarak para kazanıyor.
make progress – ilerleme kaydetmek
You’re making good progress in English.
İngilizcede iyi ilerleme kaydediyorsun.
make a promise – söz vermek
He made a promise to never lie again.
Bir daha asla yalan söylemeyeceğine söz verdi.
make a phone call – telefon etmek
I need to make a quick phone call.
Hızlı bir telefon görüşmesi yapmam gerek.
make a difference – fark yaratmak
One person can make a big difference.
Bir kişi büyük bir fark yaratabilir.
make a suggestion – öneride bulunmak
May I make a suggestion about the menu?
Menü hakkında bir öneride bulunabilir miyim?
make an appointment – randevu almak
I need to make an appointment with the dentist.
Dişçiyle bir randevu almam gerekiyor.
make friends – arkadaş edinmek
It’s easy to make friends at university.
Üniversitede arkadaş edinmek kolaydır.
make a complaint – şikâyette bulunmak
She made a complaint about the noise.
Gürültü hakkında şikâyette bulundu.
make a deal – anlaşma yapmak
They made a deal to share the profits.
Karı paylaşmak için anlaşma yaptılar.
make a noise – gürültü yapmak
Don’t make so much noise!
Bu kadar gürültü yapma!
make a mess – ortalığı dağıtmak
The kids made a mess in the kitchen.
Çocuklar mutfağı dağıttı.
make a speech – konuşma yapmak
He made a touching speech at the wedding.
Düğünde dokunaklı bir konuşma yaptı.
make an excuse – bahane uydurmak
Don’t make excuses for being late.
Geç kalmak için bahane uydurma.
make time – zaman ayırmak
Try to make time for your hobbies.
Hobilerine zaman ayırmaya çalış.
make an impression – izlenim bırakmak
You made a great impression on the manager.
Müdür üzerinde harika bir izlenim bıraktın.
make a wish – dilek tutmak
Close your eyes and make a wish!
Gözlerini kapa ve bir dilek tut!
make love – sevişmek
They made love under the stars.
Yıldızların altında seviştiler.
make war – savaş başlatmak
The king decided to make war on his enemies.
Kral düşmanlarına savaş açmaya karar verdi.
make peace – barış yapmak
We must make peace, not war.
Savaş değil, barış yapmalıyız.
make a fortune – servet kazanmak
He made a fortune in real estate.
Gayrimenkulden servet kazandı.
make a face – yüzünü ekşitmek
She made a face when she tasted the soup.
Çorbayı tadınca yüzünü ekşitti.
make a list – liste yapmak
I always make a list before I go shopping.
Alışverişe gitmeden önce hep liste yaparım.
make an error – hata yapmak
The accountant made a serious error.
Muhasebeci ciddi bir hata yaptı.
make a reservation – rezervasyon yapmak
I made a reservation at the restaurant.
Restoranda rezervasyon yaptım.
make a request – talepte bulunmak
I’d like to make a small request.
Küçük bir ricada bulunmak istiyorum.
make a living – geçimini sağlamak
He makes a living by selling crafts.
El işi satarak geçimini sağlıyor.
make a comment – yorum yapmak
She made a rude comment during the meeting.
Toplantı sırasında kaba bir yorum yaptı.
make trouble – sorun çıkarmak
Stop making trouble in class!
Sınıfta sorun çıkarmayı bırak!
make tea/coffee – çay/kahve yapmak
Would you like me to make some tea?
Biraz çay yapmamı ister misin?
make a move – hamle yapmak
It’s time to make a move in the game.
Oyunda bir hamle yapma zamanı.
make a report – rapor hazırlamak
I need to make a full report by Friday.
Cuma’ya kadar kapsamlı bir rapor hazırlamalıyım.
make a confession – itirafta bulunmak
He made a confession to the police.
Polise itirafta bulundu.
make a joke – şaka yapmak
Are you making a joke or being serious?
Şaka mı yapıyorsun yoksa cidden mi?
make a discovery – keşif yapmak
Scientists made an amazing discovery.
Bilim insanları harika bir keşif yaptı.
make a prediction – tahminde bulunmak
Experts made a prediction about the weather.
Uzmanlar hava durumu hakkında tahminde bulundu.
make a habit – alışkanlık haline getirmek
Try to make exercise a daily habit.
Egzersizi günlük alışkanlık haline getirmeye çalış.
make a proposal – teklif sunmak
He made a marriage proposal last night.
Dün gece evlenme teklifi etti.
make a reservation – rezervasyon yaptırmak
Did you make a reservation for the hotel?
Otel için rezervasyon yaptırdın mı?
make an announcement – duyuru yapmak
They made an announcement on TV.
Televizyonda bir duyuru yaptılar.
make an attempt – girişimde bulunmak
He made an attempt to break the record.
Rekoru kırmak için girişimde bulundu.
make an arrangement – ayarlama yapmak
We made arrangements for the trip.
Gezi için ayarlamalar yaptık.
make a complaint – şikâyet etmek
I’d like to make a complaint about this product.
Bu ürün hakkında şikâyette bulunmak istiyorum.
make a change – değişiklik yapmak
I want to make a change in my lifestyle.
Hayat tarzımda bir değişiklik yapmak istiyorum.
make a difference – değişim yaratmak
Teaching can really make a difference in the world.
Öğretmenlik dünyada gerçekten bir değişim yaratabilir.
Aleyna Hoca ve Speaxon ekibi
Konuşarak öğrenme yöntemiyle A1'den B2'ye İngilizce eğitimi veriyoruz.
Okuduklarınızı konuşarak pekiştirin.
15 dakikalık ücretsiz seviye tespitiyle size uygun programı birlikte seçelim.



