Tüm yazılar
Genel

''make'' ile ilgili en çok kullanılan 50 fiiller listesi

30 Nisan 20255 dk okuma

''make'' ile ilgili en çok kullanılan 50 fiiller listesi

KISACA

Bir şeyi oluşturmak, üretmek, yapmak anlamına gelir. Somut (bir yemek yapmak) ya da soyut (bir karar vermek) şeyler için kullanılır.

Bu yazıda neler var? (50 başlık)
  1. make a decision – karar vermek
  2. make a mistake – hata yapmak
  3. make a plan – plan yapmak
  4. make a choice – seçim yapmak
  5. make an effort – çaba göstermek
  6. make money – para kazanmak
  7. make progress – ilerleme kaydetmek
  8. make a promise – söz vermek
  9. make a phone call – telefon etmek
  10. make a difference – fark yaratmak
  11. make a suggestion – öneride bulunmak
  12. make an appointment – randevu almak
  13. make friends – arkadaş edinmek
  14. make a complaint – şikâyette bulunmak
  15. make a deal – anlaşma yapmak
  16. make a noise – gürültü yapmak
  17. make a mess – ortalığı dağıtmak
  18. make a speech – konuşma yapmak
  19. make an excuse – bahane uydurmak
  20. make time – zaman ayırmak
  21. make an impression – izlenim bırakmak
  22. make a wish – dilek tutmak
  23. make love – sevişmek
  24. make war – savaş başlatmak
  25. make peace – barış yapmak
  26. make a fortune – servet kazanmak
  27. make a face – yüzünü ekşitmek
  28. make a list – liste yapmak
  29. make an error – hata yapmak
  30. make a reservation – rezervasyon yapmak
  31. make a request – talepte bulunmak
  32. make a living – geçimini sağlamak
  33. make a comment – yorum yapmak
  34. make trouble – sorun çıkarmak
  35. make tea/coffee – çay/kahve yapmak
  36. make a move – hamle yapmak
  37. make a report – rapor hazırlamak
  38. make a confession – itirafta bulunmak
  39. make a joke – şaka yapmak
  40. make a discovery – keşif yapmak
  41. make a prediction – tahminde bulunmak
  42. make a habit – alışkanlık haline getirmek
  43. make a proposal – teklif sunmak
  44. make a reservation – rezervasyon yaptırmak
  45. make an announcement – duyuru yapmak
  46. make an attempt – girişimde bulunmak
  47. make an arrangement – ayarlama yapmak
  48. make a complaint – şikâyet etmek
  49. make a change – değişiklik yapmak
  50. make a difference – değişim yaratmak

make a decision – karar vermek

She made a decision to study abroad.

Yurtdışında eğitim almaya karar verdi.

make a mistake – hata yapmak

I made a terrible mistake in the report.

Raporda korkunç bir hata yaptım.

make a plan – plan yapmak

Let’s make a plan for the weekend.

Hafta sonu için bir plan yapalım.

make a choice – seçim yapmak

You must make a choice between the two options.

İki seçenek arasında bir seçim yapmalısın.

make an effort – çaba göstermek

He made a great effort to pass the exam.

Sınavı geçmek için büyük çaba gösterdi.

make money – para kazanmak

She makes money by designing websites.

Web sitesi tasarlayarak para kazanıyor.

make progress – ilerleme kaydetmek

You’re making good progress in English.

İngilizcede iyi ilerleme kaydediyorsun.

make a promise – söz vermek

He made a promise to never lie again.

Bir daha asla yalan söylemeyeceğine söz verdi.

make a phone call – telefon etmek

I need to make a quick phone call.

Hızlı bir telefon görüşmesi yapmam gerek.

make a difference – fark yaratmak

One person can make a big difference.

Bir kişi büyük bir fark yaratabilir.

make a suggestion – öneride bulunmak

May I make a suggestion about the menu?

Menü hakkında bir öneride bulunabilir miyim?

make an appointment – randevu almak

I need to make an appointment with the dentist.

Dişçiyle bir randevu almam gerekiyor.

make friends – arkadaş edinmek

It’s easy to make friends at university.

Üniversitede arkadaş edinmek kolaydır.

make a complaint – şikâyette bulunmak

She made a complaint about the noise.

Gürültü hakkında şikâyette bulundu.

make a deal – anlaşma yapmak

They made a deal to share the profits.

Karı paylaşmak için anlaşma yaptılar.

make a noise – gürültü yapmak

Don’t make so much noise!

Bu kadar gürültü yapma!

make a mess – ortalığı dağıtmak

The kids made a mess in the kitchen.

Çocuklar mutfağı dağıttı.

make a speech – konuşma yapmak

He made a touching speech at the wedding.

Düğünde dokunaklı bir konuşma yaptı.

make an excuse – bahane uydurmak

Don’t make excuses for being late.

Geç kalmak için bahane uydurma.

make time – zaman ayırmak

Try to make time for your hobbies.

Hobilerine zaman ayırmaya çalış.

make an impression – izlenim bırakmak

You made a great impression on the manager.

Müdür üzerinde harika bir izlenim bıraktın.

make a wish – dilek tutmak

Close your eyes and make a wish!

Gözlerini kapa ve bir dilek tut!

make love – sevişmek

They made love under the stars.

Yıldızların altında seviştiler.

make war – savaş başlatmak

The king decided to make war on his enemies.

Kral düşmanlarına savaş açmaya karar verdi.

make peace – barış yapmak

We must make peace, not war.

Savaş değil, barış yapmalıyız.

make a fortune – servet kazanmak

He made a fortune in real estate.

Gayrimenkulden servet kazandı.

make a face – yüzünü ekşitmek

She made a face when she tasted the soup.

Çorbayı tadınca yüzünü ekşitti.

make a list – liste yapmak

I always make a list before I go shopping.

Alışverişe gitmeden önce hep liste yaparım.

make an error – hata yapmak

The accountant made a serious error.

Muhasebeci ciddi bir hata yaptı.

make a reservation – rezervasyon yapmak

I made a reservation at the restaurant.

Restoranda rezervasyon yaptım.

make a request – talepte bulunmak

I’d like to make a small request.

Küçük bir ricada bulunmak istiyorum.

make a living – geçimini sağlamak

He makes a living by selling crafts.

El işi satarak geçimini sağlıyor.

make a comment – yorum yapmak

She made a rude comment during the meeting.

Toplantı sırasında kaba bir yorum yaptı.

make trouble – sorun çıkarmak

Stop making trouble in class!

Sınıfta sorun çıkarmayı bırak!

make tea/coffee – çay/kahve yapmak

Would you like me to make some tea?

Biraz çay yapmamı ister misin?

make a move – hamle yapmak

It’s time to make a move in the game.

Oyunda bir hamle yapma zamanı.

make a report – rapor hazırlamak

I need to make a full report by Friday.

Cuma’ya kadar kapsamlı bir rapor hazırlamalıyım.

make a confession – itirafta bulunmak

He made a confession to the police.

Polise itirafta bulundu.

make a joke – şaka yapmak

Are you making a joke or being serious?

Şaka mı yapıyorsun yoksa cidden mi?

make a discovery – keşif yapmak

Scientists made an amazing discovery.

Bilim insanları harika bir keşif yaptı.

make a prediction – tahminde bulunmak

Experts made a prediction about the weather.

Uzmanlar hava durumu hakkında tahminde bulundu.

make a habit – alışkanlık haline getirmek

Try to make exercise a daily habit.

Egzersizi günlük alışkanlık haline getirmeye çalış.

make a proposal – teklif sunmak

He made a marriage proposal last night.

Dün gece evlenme teklifi etti.

make a reservation – rezervasyon yaptırmak

Did you make a reservation for the hotel?

Otel için rezervasyon yaptırdın mı?

make an announcement – duyuru yapmak

They made an announcement on TV.

Televizyonda bir duyuru yaptılar.

make an attempt – girişimde bulunmak

He made an attempt to break the record.

Rekoru kırmak için girişimde bulundu.

make an arrangement – ayarlama yapmak

We made arrangements for the trip.

Gezi için ayarlamalar yaptık.

make a complaint – şikâyet etmek

I’d like to make a complaint about this product.

Bu ürün hakkında şikâyette bulunmak istiyorum.

make a change – değişiklik yapmak

I want to make a change in my lifestyle.

Hayat tarzımda bir değişiklik yapmak istiyorum.

make a difference – değişim yaratmak

Teaching can really make a difference in the world.

Öğretmenlik dünyada gerçekten bir değişim yaratabilir.

Aleyna Hoca ve Speaxon ekibi

Konuşarak öğrenme yöntemiyle A1'den B2'ye İngilizce eğitimi veriyoruz.

Okuduklarınızı konuşarak pekiştirin.

15 dakikalık ücretsiz seviye tespitiyle size uygun programı birlikte seçelim.

Bunları da okuyun